Hastalığın 1800’lü yıllarda tarif edilmesinden sonra uygulanan ilk tedavi yöntemleri solunum egzersizleri, basınç uygulamaları ve aerobik egzersizlerdi.
1913 de Sauerbruch tarafından ilk pektus cerrahisi başarı ile uygulanmıştır. Günümüzde uygulanan yöntemden çok farklı olarak göğüs duvarının bir bölümünün çıkarıldığı bu ameliyatta hasta ameliyat öncesi olan şiddetli nefes darlığı ve çarpıntı şikayetinden kurtulmuştu.
Daha sonra sırasıyla Ochsner, DeBakey, Brown isimli cerrahlar kendi deneyimlerini yayınlamışlardır. Pektus cerrahisinin dönüm noktası Ravitch’in uyguladığı cerrahi yöntemdir. Ravitch ameliyatında kaburgaların sternum ile bütün bağlantılarını ayırmakta ve sternum osteomisi ile ameliyatı tamamlamaktaydı. Ancak sternumun yeniden içe çökmesini tam engelleyememişti. 1961 de Adkins ve Blades, Ravitch tekniğini geliştirerek sternumun arkasına çelik bar yerleştirilmesiyle göğsün çökmesini engellemişlerdir.
Ancak çocuklarda kartilaj rezeksiyonunun kondrodistrofiye yol açtığının saptanması üzerine çocuklarda pektus ameliyatının yapılmasına karşı çıkılmıştı.
1987 de Dr. Donald Nuss çocuk göğüs kafesinin yumuşak olduğunu ve kolaylıkla esneyebildiği prensibine dayanarak Nuss ameliyatını geliştirmiştir. “Eğer göğüs kafesini dışarıdan bastırarak şeklini değiştirmek kolaysa, içeriden iterek de şeklini değiştirmek mümkündür” prensibiyle başladığı Nuss ameliyatlarının 10. yılında, 1997 de, deneyimlerini yayınlamıştır. Bu tarihten sonra da Nuss ameliyatı geliştirilerek tüm dünyada uygulanmaya başlanmıştır. Arjantinli Göğüs Cerrahı Horacio Abramson 2000’li yılların başında Nuss tekniğini modifiye ederek pektus karinatum olgularında ciltaltında geçirdiği barı yanlarda kaburgalara tespit ederek güvercin göğsü deformitesinin düzeltilmesinde de minimal invaziv yöntemi uygulama alanına sokmayı başarmıştır.